Stajyer – The Intern

 

 

 

The Intern - Stajyer    Robert de Niro ve Anne Hattaway’in başrolü paylaştığı yepyeni bir film bayram haftasında gösterime giriyor. Robert de Niro’nun 70 yaşında emekli eşini kaybetmiş ve bir çok şeyi denedikten sonra emekliliğin o kadar da eğlenceli olmadığına kanaat getirip sosyal sorumluluk projesi olarak yaşlı stajyerleri işe almaya deneyecek olan About The Fit firmasının ilanına başvurup görüşmeler sonrası staja başlamasını konu alıyor. Genç henüz 30ların başında olan genç patroniçenin huysuzlukları ve etrafındaki olumsuzluklar ve zorluklar için 40 yıllık çalışma ve 70 yıllık hayat tecrübesi ile çözümlerini ve yaklaşımlarını eğlenceli bir dille anlatıyor. Okumaya devam et “Stajyer – The Intern”

Düş’müşüz biz aslında…

Düşün ki; düş’müşüz biz aslında
O soğuk kış gününde hiç tanışmamışız hatta
Ayağın kayıp da düş’tüğünde kendinden geçmişsin meğer
Yaşadıkların, tüm hatıraların ve onca seneler…

Gülmelerimiz de, ağlamamız da yalanmış oysa
Cilveleşmelerimiz, oynaşmalarımız tam bir hülasa
Yani ben hiç olmamışım hayatında, olamamışım!
Uyandığında anlamışsın düş’müşüz biz aslında…

Çaresiz 12. Bölüm

Aradan neredeyse koca bir ay geçmişti. Günlerdir tenine dokunmak bir yana yüzünü bile görememişti. Son buluşmalarında yanından ayrıldıktan sonra eve gidip kazağını çıkararken kokusunun sindiğini farkettiğinde sevinçten deliye dönmüştü. 2 gece boyunca sarılıp kazağa kokusunu alabildiği her milimetreyi burnuna yapıştırıp koklamıştı…
Bir kaç günde bir telefonda kısa konuşmalar dışında da konuşamamıştı. Yattığı yerden kafasını kaldırıp duvardaki saate baktı 10′ a geliyordu. Telefonuna uzandı rehberden numarasını seçti fakat daha sonra musait olmamasından çekinerek aramaktan vazgeçti.
Birkaç saniye telefon elinde bekledikten sonra mesaj kısmını açıp yazmaya başladı…

zindanGünlerdir zindanda gibiyim,
Denize nazır mahpusluğun esiriyim…
Önümde koca derya deniz,
Ben sensizliğin kölesiyim…

Sevdalısı olduğum deniz önümde,
Görüyorum, esintisini kokluyorum.

Ne yüzebiliyorum içinde,
Ne de ayaklarımda ıslaklığı…

Söz söyleyecek oluyorum,
Söyleyemiyorum!

Ellim, ayağım bağlı, ağzım bağlı…

Kış oluyor, üşüyor denizim,
Yağmurlarda ıslanıyor.

Ben öylece bakarken parmaklıklar ardından…
Yaz geliyor,
tutsakGüneş çıkıyor, ısınıyor.
Sadece izliyorum, kıyısındaki zindanımdan.


Sürgündeki lider gibiyim anlayacağın,

Vatanımsın sen,
Biliyorum yerini oradasın,

Sızlayan burnumun direği gibi yakınsın
ve Adem’in elması kadar da
yasaksın.

Ne gelebiliyorum yanına, Ne de vazgeçebiliyorum…

[<] Çaresiz – 11. Bölüm || Çaresiz – 13. Bölüm [>]

Deli Bi Kadın

Deli bi kadın var ortalıkta gezinen,
Soğuk bir yatağın içinde
sıcak düşlerine sarılmış yatan bi kadın…

Yağmur ferahlığında bakan,
Toprak gibi kokan bi kadın…

Kendi fırtınasında dalgalı bir deniz gibi bi kadın
Ve dingin, durgun sessizliğinde yalnızlığın…

Ayağı prangalı, tutsak, deli bi kadın…

Senimi benden ayırma yar

Ne kadar uzak olursan ol,
Yanıbaşımdasın aslında,
Elin omzumda sanki nefesin boynumda.
Diyorum ya iste yanıbaşımda
Hemen tam şuramda…

Sen bilemezsin belki pek de söylemem,
Ama demek değil ki ‘ben özlemem’,
Hem çok da severim valla severim,
Sadece yeteri kadar ‘çok’ diyemem…

Her akşam ‘iyi geceler’ demesen ,
Her sabah ‘günaydın’.
Ne bir gecem iyi olur,
Ne de o günüm aydın.

Gözünü gözümden, elini elimden,
Sözünü sözümden, tenini tenimden,
Senimi benden ayırma yar…

Ortalama bir TTNET kullanıcısının karşılaşabileceği saçmalıklar!

ttnet-pismanliktirBir kaç gün önce Sen nelere kadirsin PES başlıklı yazımda İnternet bağlantımı değiştirdiğimden bahsetmiştim. Bu değiştirme işlemi sonrasında anladım ki TTNET denen saçma sapan şirketin size yaşattığı saçmalıklar İPTAL başvurusundan sonra da peşinizi bırakmıyor.

Okumaya devam et “Ortalama bir TTNET kullanıcısının karşılaşabileceği saçmalıklar!”

Bowling: Dayak yemişcesine eve dönmek…

Bowlingle daha önce bir kaç kez buluşmuş makara dolu beceriksizliklerimle ve gülüşmelerle son bulmuştu.

Bir kaç gün önce Profesyonel bir Bowling oyuncusu olan şirket sahibimizin hiç bir bilgisi ve tecrübesi olmayan beni ve diğer 3 iş arkadaşımı daha Şirketler arası bir Bowling turnuvasına kayıt ettirmesi ile biraz daha haşır neşir oldum bu spor ile…
Açıkcası bu kadar yoracağını hiç beklemiyordum.

İlk Turda yapılan iki farklı musabaka sonrasında tüm ekibin hayatında 3’er kere oynadığı oyunun turnuvasında Çeyrek finale yükselmeyi başardık fakat bu akşam yapılan Çeyrek Final müsabakasında oldukça kötü bir performans sergileyerek elendik.

Fakat burada anlatmak istediğim nasıl da elendik ya da nasıl çeyrek finale çıkılır değil. Okumaya devam et “Bowling: Dayak yemişcesine eve dönmek…”

Sen nelere kadirsin PES (PRO EVOLUTION SOCCER)

Şu an oturduğum adreste yaklaşık 5 senedir oturuyorum. Mecidiyeköy’e taşındıktan sonra burada o an kullanabildiğim tek hizmet olduğu için ADSL’e geçtim. TTNET bağlantısını 8MB sınırsız olarak 1 sene kullandım fiyatları da oldukça uygundu… (Sanırım 56TL falandı!)

Aradan biraz zaman geçtikten sonra eve Playstation ve haliyle bir çok Erkek kullanıcı gibi PES13(Pro Evolution Soccer) aldım. İşte tam bu noktada bir çok sorun zincirleme olarak devreye girmeye başladı. Önce bağlantıyı kuramadığım, kurabilmem için port açmam gerektiği fakat elimdeki modelde bu özellik olmadığı için Modem değişti, Portlar açıldı. Artık bağlantım vardı. Okumaya devam et “Sen nelere kadirsin PES (PRO EVOLUTION SOCCER)”

Bir yol macerası

Geçenlerde yaşadığım ve bana ilginç gelen bir olayı anlatmak istedim.

Yine bir toplantı için ilk defa gideceğim bir yer hakkında bir yol tarifi aldım ve yola çıktım. Tarif oldukça basit görünüyordu.

“Metrodan Gülsuyu durağında in, Türkan Saylan çıkışından çık. Türkan Saylan’ın önüne gelince Şenyuva’yı göreceksin. Hemen yan binası.”

Ne kadar basit değil mi?

Söyleneni yaptım Metrodan Gülsuyu durağında indim. Türkan Saylan çıkışından çıktım. Turkan Saylan’ın önüne de geldim fakat etrafta Şenyuva diye bir şey görünmüyor! Biraz ileri gittim, yok! Biraz geri yürüdüm ama yok! Tam anlayamadım herhalde diye düşünüp gideceğim yeri telefonla arayıp sordum.

– Türkan Saylan’ın önündeyim şu an nasıl geleceğim?
– Türkan Saylan’ın önünde misiniz?
– Evet kapısı tam karşımda!
– Şenyuva’yı görüyor musunuz?
– Hayır! Göremiyorum.
– Nasıl olur? Türkan Saylan’ın önünde değil misiniz?
– Tam kapısının önündeyim binanın üzerinde kocaman Türkan Saylan Kültür Merkezi yazıyor.
– Allah Allah önündeyseniz nasıl göremiyorsunuz? (belki gozlerim kapalıdır!)
Şimdi nasıl tarif edeyim ki Şenyuva’yı görmeniz gerek aslında. Ordan buraya geçişte yok! En iyisi ordan birine Şenyuva’yı sorun herkes bilir! Gösterirler.(Eyvah!)

“Herkes bilir, Gösterirler.” Tam bir korku filminin en gerilimli anındaki o sinir bozucu müzik sesi gibi kulağımda çınlamaya başlamıştı.

“Kuruntu yapmayayım” diye kendi kendimi teskin ettikten sonra eli yüzü düzgün birini durdurup sordum.

yol-tarif-etme– Buraları bilir misiniz?
– Evet.
– Şenyuva varmış buralarda biliyor musunuz?
– He evet şu ilk sağdan girin sola dönün yolun sonunda göreceksiniz orada bir yuva vardı. Şenyuva orası.
(Ordaaa bir yuva var uzakta!) Yuva dediniz di mi?
– Bana sadece “Türkan Saylan’ın önüne gelince Şenyuva’yı göreceksin” dediler bilmiyorum.
– Türkan Saylan burası.(Eliyle dev yazıyı gosteriyor.) Yuva burdan gözükmez ki ilerde o.
– “Yakın” dediler.
– Ya yakın zaten 100 mt falan.

Son ana kadar gayet iyi gidiyordu aslında. Pek güvenmesem de gösterdiği yola dogru koyuldum. Hala kafam da “Ne yuvası?” sorusu dolanıyordu. Bu soru dönedursun bir kac adım sonra genç bir kızcağız gördüm 20’li yaşlarda olduğu belli. Usulca sokulup ‘Merhaba!’ dedim.

– Afedersiniz. Buralarda Şenyuva varmış biliyor musunuz?
– Hee evet! Şurda sola dönünce 50-60 mt ileride.
(Eli yüzü düzgün adamla aynı yolu gösteriyor.)
– “Türkan Saylan’a gelin göreceksin hemen yakın” dediler.
– Ya yakın da göremezsiniz ki nerden göreceksiniz?
(Eyvaaaah!) Şenyuva apartmanı değil mi?(A Part U Man)
– Bilmiyorum, sadece Şenyuva dediler.
– Tamam apartman o, burdan gidin sola dönün ilerde.

Önce yuva oldu sonra apartman hadi bakalım dedim kafam daha karışık yürümeye başladım. Kafamda bir senaryo çizmiştim. Şenyuva diye bir apartman ve bu apartman aslında bir yuva!

Türkan Saylan’ın solundan yürmeye başladım. Neden sonra bir şeytan dürttü beni. Durdum ve gittiğim yönüm tam ters istikametine baktım. Kocaman bir tabela dev bir binanın tepesinde duruyordu.

“Şenyuva yapı sistemleri”

E hani yuva? Apartman? Sola dönecektik?

Velhasılı kelam milleti emin olmadığınız tarif ile göndermeyin ki arkanızdan sövüp durmasınlar… Gittiğimde hala “nasıl göremezsin” diye soruyorlardı.

Ya kardeşim görünmüyor yahu!

Hepimiz zaman zaman ilk defa gittiğimiz yerler için yol tarifi almışızdır ya da en azından yol tarifi vermişizdir. Ben bana yapılan her yol tarifi sonrası biraz tedirgin olurum. “Acaba doğru anladım mı?” “Tarifi doğru verdi mi?” gibi bir çok soru ile yola çıkarım her aldığım tarif sonrası…

Belki biraz olsun ne dediğimizi ne anladığımızı, nasıl anlatdığımızı bir kez daha gözden geçirebiliriz.

Gittikçe körelen bir adet: Blog Yazmak

nokia_6300_zoomBen blog yazmaya başlayalı 6 seneden fazla zaman olmuş. İlk günlerimi hatırlıyorum da her hafta bir şeyler yazıyordum. Tabi bunda en büyük etkenlerden biri Beylikdüzü’ünden kalkıp Gayrettepe’ye işe geliyor olmamın büyük etkisi var. 2 ila 2.5 saat civarı süren yol maceramda biraz yazıyor, biraz uyukluyordum. İlk blog yazmaya başladığımda Nokia 6300 bir telefonum vardı. Onunla Edge ile bağlanıp bir şeyler yazmaya çalışıyordum.
Okumaya devam et “Gittikçe körelen bir adet: Blog Yazmak”