Kategori arşivi: Denemeler

Düş’müşüz biz aslında…

Düşün ki; düş’müşüz biz aslında
O soğuk kış gününde hiç tanışmamışız hatta
Ayağın kayıp da düş’tüğünde kendinden geçmişsin meğer
Yaşadıkların, tüm hatıraların ve onca seneler…

Gülmelerimiz de, ağlamamız da yalanmış oysa
Cilveleşmelerimiz, oynaşmalarımız tam bir hülasa
Yani ben hiç olmamışım hayatında, olamamışım!
Uyandığında anlamışsın düş’müşüz biz aslında…

Özledim

Affet beni!
Affet dün gece seni çok özledim ve bunu sana söyleyemedim.

Seni tüm zırhlarımdan arınmışken özledim,
Örtülerim üzerimde değilken,
Tüm maskelerimi çıkartmışken,
Affet beni!
Seni çırılçıplakken özledim.

Kışın soğuğu bastırıp ellerimi üşütmüşken,
Tuvaletin ampülü bozulunca, kapının kilidi kırılınca,
Pencere bir türlü kapanmayınca özledim…

Su içmek isteyip de yerimden kalkmaya üşenince,
Kahvaltıda sıkma portakal suyu içmek istediğimde,
Sucuğu doğramaya çalışırken elimi kestiğimde özledim…

Gece olup bir başıma o soğuk yatağa girdiğimde,
Ayaklarım üşüyünce, İçeride bir ses tıkırdadığında,
Duştan çıkacakken bornozu almayı unuttuğumu anlayınca,
En çokta sırtım kaşınınca özledim…

Affet beni!
Seni en savunmasız halimde,
Çırılçıplakken özledim.

Ben de istiyorum…

Kendini bir üzüm bağına asan bahçıvan
Ve o bahçıvana deli gibi tutkun Gül dalı…
Bahçıvan sevgisinden kıyamayan,
Gül ise aşıya ihtiyacı olan…

Tren rayına gömülü sevdalar
Ve bir türlü çözülemeyen iki kopmuş el…
Dağa taşa yazılar yazan yürek
Ve acısı kendinden büyük dağ…

Ecelin gelip alamayacağı,
Korkunun gelip giremeyeceği,
Sevdanın gelip vuramayacağı,
Varsa bir yürek ben de istiyorum…

Uzak, Kayıp, Yok…

Hergün daha derine batıyorum,
Çırpındıkça daha da içeri…

Nefes almak zor,
Temiz hava olmadığı için değil!
Ciğerlerim acıyor her soluk alışımda…

Nefes borumda bir yanma,
Burnumun ucunda ince bir sızı,
Göz kapaklarım istemsizce ve durmaksızın, kapanıp açılıyor…

Ellerim titremeyi normal kabul etti artık,
Tabi gözlerim de uykusuzluğu…

Mutluluk uzak,
Mutluluk kayıp,
Mutluluk yok!

Sadece bir oyun etrafında herkesin izlediği,
Hayatinin rolunu kestiğin bir küçük sahne…

Gülümsemek şart,
Bir palyaço gibi yüzüne çizdiğin, sırıtan bir ağız…

Herşey uzak,
Herşey kayip,
Hersey yok!

Soyun!

Soyun!
Bırak herşeyi kapıda öyle gel…
Kilimim yok serecek ayağına,
buyur onurumu sereyim yoluna,
Ayaklarını ona sil de öyle gel…

Gel o halde dost,
gel buyur.
Han da senin, hamam da.
Ye, iç, gül, eğlen.
Şarabım yok üzümden yapılmış,
Somunum var dost aşkına sarılmış…

Kır ucundan bir lokma sen al,
diğer ucundan bir lokma ben.
Tencerem de boş, yok pişirecek aşım…

Hakkı Yaren – Bir acayip hikaye

Geçtiğimiz Cumartesi gecesi, yok yok hatta Pazar sabaha karşı idi. Nasıl bir kafa ile yazdım bilmiyorum ama oturdum nereden başlayacağı nereye gideceği konusunda hiç bir fikrim olmayan bir hikaye yazmaya…
Öyle dosyaya falan değil, direkt twitter`a…
İlginç başladı, daha ilginç ilerledi ve çok daha ilginç bir şekilde son buldu…
Sabah olunca da bari bunları blog yazısı haline getireyim de insanlar görsün benim nasıl bir manyak olduğumu diye de içimden geçirdim :) Aynen attığım sırayla ve noktasına virgülüne dokunmadan aşağıya yazıyorum… 

Sizin için söyleyecek sözlerim var çocuklar. Sizin için 2 satır kafa karıştıracak kısa cümleler hazırladım. Burada olan kulak kesilsin…
Bilirsiniz, her insan kendi başına buyruk yaşar ve hep bir bildiği vardır. Kimi yanlış, kimi doğru mutlaka herkesin bir bildiği vardır.
Öyle ki bu insanlar, o kadar bilgilidir ki daima sizleri yargılarlar ve hep diyecek bir sözleri vardır. Kimi boş, kimi dolu ama hep vardır.
İşte bizim de hikayemiz tam burada başlar. Okumaya devam et