Uğur Yücel tarafından yönetilen ve çeşitli festivallerde boy göstereceği söylenen “Ejder Kapanı” nihayet gösterime girdi.
İlk fragmanı izlediğim andan itibaren hep 90larda geçen bir hikaye bekliyordum. Filmi izlemeye başladıktan sonra da ilk 20 dk hep 90ları izlediğimi sandım.
Bıyıklı polisler, Elde eski püskü telsizler, olay yeri inceleme görüntülerinde etraftaki insanlar, Baş komiserin arabası,hikayenin anlatım tarzı hatta ofiste sigara içilmesi…
Kısa süren keyif…
Bu hevesle baya da keyiflendim açıkcası fakat filmin ortalarına doğru elde dolaşan son model telefonlar ve araçlarda ki navigasyon cihazları beni oldukça hayal kırıklığına uğrattı. Anladım ki günümüz de geçiyordu bu hikaye… Hikayenin günümüzden geçmesinden çok yapılmış basit kurgu hataları da bu farkındalıkla beraber keyfimi oldukça kaçırdı.
Bence göz tırmalayan yanlışlar
Küçük 1-2 dk lık bir sahen de bir suçluyu sorguluyorlar…
Adam benzinciye soygun için giriyor, çekiyor sikahı…
Kasada duran adamı vuruyor, içeri giren müşteriyi vuruyor, kaçıyor ve yakalanıyor.
Adama bas bas bağırıyorlar sorgu odasında “itiraf et lan” diye…
E sormazlar mı adama nerede güvenlik kameraları? Hem de benzinlikte yok mu yani?
Hadi canım sende!!! Artık trafik kazalarını bile onlar sayesinde izler olduk ana haber bültenlerinde!

Peki hiç mi iyi bir şey yok?
Her neyse böyle bir kaç detay daha var keyfi tırmalayan çok anlatıp da izlemek isteyenlerin keyif kaçırmayayım.
Bu tip detaylara rağmen genel olarak bakıldığında çok kötü bir film değil. Güzel seçilmiş bir konu ve iyiye yakın bir senaryo…
İzlemek kesinlikle benim için zaman kaybı değildi.
Uğur Yücele babacan,bitirim Baş komiser rolü oldukça yakışmış.
Keza Kenan İmirzalıoğlu da oscarlık olmasa da hatırı sayılır derecede iyi rol kesiyor.
Fakat yine de dayanamayacağım söyleyeceğim…
Filmin son 10 dk sında ardı ardına yapılan kurgu hataları bir yana onca kovalamaca, ipucu, iz sürme falan derken filmin sonunun cart diye gelmesi hele hele çok anlamsız bir şekilde bitmesi en çok canımı sıkan konulardan biri idi…
Oluşan genel kanı
Önceki izlediğim ve Sherlock Holmes, Robert Downey Jr ile daha bir başka… başlıklı yazımı yayınladıktan sonra aynı başlık altında bu filmi izleyeceğimi belirtmiştim.
O konuyu okuyan Tolga sesin kötü olduğudnan şikayetçiydi.
Beylikdüzü AFM de izlediğim filmde bilhassa ses kalitesine kulak kesildim. Açıckası gayet normal ve anlaşılır durumdaydı.
Sanırım izlediği salonun azizliğine uğramıştı…
Yani?
Sadede gelecek olursak bir kaç göz tırmalayan detay olduğu doğru fakat yine de izlenmeyecek kadar kötü bir film değil.
Bunun yanında mutlaka izleyin diyebileceğim filmler arasında da değil malesef.
Vaktiniz varsa ve izleyecek daha iyi bir fikir yoksa izlediğinize pişman olmazsınız.
Not: Ceyda Düvenci çok az gözükse de çok hoşdu
Yorum Yok var
Yorum Yapın